spoiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spoiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Mission Impossible Rogue Nation-Görevimiz Tehlike 5




                      Ayyy film çok güzeldi... Etkisi hala devam etmekte:)) Tom Cruise'la bir alakası yok:)) Hahahaha şaka tabii ama gerçekten yakışıyor adam rolüne, Hele ki bayan arkadaşı.... Bir kadın olarak hayranlıkla izledim...Güzel olmuş...Hani, konu çok etkisiz kalmış. Sendika hikayesini beğenmedim.Zaten böyle filmlerde aksiyon ve yanında yüzünüzü güldürecek öğelerin bulunası önemli...Hem heyecanlandım hem güldüm.Yeterli! Birisi yorum yazmış, demiş ki' Hiç gerçekçi değil'  Senin görevin güzel kardeşim,eğer kabul edersen, o platformları terk etmek...Puffff :)))) Hahahahaaa

                    Bmw ve Tissot saat en iyi reklamlardı:))) İkisinede bayılırım.İnşallah o parçalanan BMW gerçek değildir:)))Kaç yetimin hakkı var o arabada:)) Birde Eminem'in klibinde parçalanan Ferrari'ye çok üzülmüştüm...Bakınız...


Eminem tarzını çok sevmem ama birkaç şarkı ve klibi hoşuma gider.Bu da onlardan biri...

Neyse genel bir film bilgisini copy paste yapalım ve yazımıza devam edelim...

Ethan Hunt ve ekibi; bu zamana kadar karşılaştıkları en büyük düşmana karşı mücadeleye girmeye hazırlanıyor. IMF’i ortadan kaldırmayı hedefleyen uluslararası bir dolandırıcılık örgütü olan Sendika’nın tehlikeli faaliyetlerinden kurtulmayı hedefleyen ve bu yasadışı örgütün kökünü kazımak için yola çıkan ekip; kısa bir süre sonra bu son derece tehlikeli organizasyonun hedefi haline geliyor. Bu kovalamaca hem Hunt hem de maharetli ekibini; en zor görevlerinden biriyle karşı karşıya getiriyor. 
Tom Cruise'un artık bir aksiyon ikonu haline gelen Ethan Hunt karakterine geri döndüğü, Görevimiz Tehlike serisinin 5. filminin başrolünde ayrıca Rebecca Ferguson, Alec Baldwin, Simon Pegg, Ving Rhames,Paula Patton ve Jeremy Renner gibi isimler yer alıyor. Filmin yönetmen koltuğunda ise; Jack Reacher filminde de Cruise ile birlikte çalışan Christopher McQuarrie oturuyor.

Film başladı tabii uçak sahnesiyle birlikte işte bu dedim, sonrasında da serinin olmazsa olmazı görev alma aşaması ve kendini imha eden mesaj:) Ethan Müzik dükkanına girer ve Jazz türü bakındığını söyler, Güzel kızımızın özellikle bakındığınız biri var mı sorusuna 'Coltrane' 'Monk' özellikle davulda 'Shadow Wilson' demesiyle Plak uzatılır .Neden Gölge denildiğini biliyomusun? diye sorar ve Cevap hemen gelir. O kadar nazikçe davula vuruyormuş ki o sebepten der.ve mesajı dinledikten sonra plak  kendini imha eder. Bayılıyorum bu sahnelere ben yawww:)) Aklıma yıllar evvel aldığım Jazz Tarihi dersi geldi. Evet ya dedim ben bu isimleri hatırlıyorum.Hahahaaa walla yalan söylemenin anlamı yok, çok aram yoktur hani ama kör cahilde değiliz:) Üçlü anfiye dersi almaya gittiğide dans da ederiz sanmıştım.:))Bildiğin sıkı sıkı ders anlattılar ya:) Hele ki New Orleans 'da ki cenaze törenlerini izletme işkencelerine hiçbişey demeyeceğim...Not yükseltelim dedik,notu düşürdük walla. CC alarak ODTU tarihine adımı yazdırmış olabilirim:) O sene, öğrenciler Jazz'ı ciddiye almıyorlar diye sıkıya alacakları tutmuş:) Neyse Jazz'ın güzel isimleriyle zevkli saatlerimizde geçti tabii....



Oh be kulağımız bayram etti,böyle devam edelim dediğimi çok net hatırlıyorum:)

İşte ben böyle maalesef,filmden nerelere geldi.Hadi dönelim ajanlığa:) Bende ajan olmak istiyorum dedim herkes güldü:)) Kimse bilmiyor ki ben gerçekten ajan olmak istiyordum,başvurumu bile yaptım.Dünya kadar evrak topladım.Sülalemin seceresini çıkarttım.Birde başvurmak için Ulus'taki postanenin alt katında bulunan kutulardan birine gizlice evraklarımı bıraktım:))) 1 ay sonra cevap geldi' Mezuniyet Branşınızda kurumumuzda ihtiyaç yoktur' Siz kaybettiniz kardeşim:))) Allah'ımmm ne derin bir yaradır benim için...Neyse ya,bak üzüldüm gene şimdi....Halbuki, genele bakıp birçok şeyi tahmin edebilmek gibi bir yeteneğim vardı. Hani bunu okurda pişman olursanız hala geç kalmış sayılmazsınız:)

Geçenlerde biz gene ev bakıyoruz,her sene olduğu gibi daha geniş bir ev alma hayaliyle....Neyse işte eşim bir ilan gösterdi şöyle bir baktım ve bu ev sıkıntılı,kadın kocasından ayrılıyor bu evi almak zor olur dedim. Eşimden hemen yanıt geldi'Nerden çıkartıyorsun böyle şeyleri?Kadını görmedin bile ' ..dedi. Amann iyi arayalım bakalım dedim ve uzatmadım.Aradık,kadın müsait olmadığını söyledi,başka bir tarihe gün verdi.Ertesi gün bir emlakçıyla konuştuk ve o evi sorduk. Adam aynen şunu söyledi' O bayan eşinden ayrılıyor, kocasıyla fiyat konusunda anlaşamıyorlar,Onlar o evi kolay kolay satamazlar' eşim döndü bana 'Tanıyodun değil mi? Diye sordu...Yeminler ettim tanımadığıma dair. Nasıl anladın ya diye ısrar edince açıkladım:

Odalara bakınca çocuklarının büyük olduğu anlaşılıyor, kadının evini döşeme tarzından çok cesur bir kadın olmadığı belli, madem öyle yaşı olan , bişeylerle çok uğraşmayı sevmeyen biri ilan versin.Eşinin vermesi gerekirdi.Ayrıca kadıncağız bütün iletişim adreslerini ve telefon numaralarını yazmış. Her şekilde bulunmak ve ulaşılmak istiyor.Demek ki canına tak etmiş.Biraz da tesadüf oldu ama :))) gene de,

Kıssadan hisse...

Sevgiler......

İyi Seyirler....









                             
                 

4 Şubat 2014 Salı

Great Gasby



                                                   

Gerçekten çok hoş bir filmdi.Öncelikle izlemeyenler için izlemelerini öneririm.2013 yapımı olan bu filmin daha önce de çekilmiş olduğunu hatırlatmadan etmeyelim. Film F Scott Fitzgerald'ın romanından uyarlanarak yapılmış.Çevirisini Can Yücel yapmış.Yazar kendisini fakir genç, karısını ise çekici,zengin ve bazı kaynaklara göre de filmdeki genç bayan gibi flörte açık biri olarak gördüğünden,kendi hayatından esinlenerek,karısı için yazdığı söylenmiştir.

Spoiler içerir

 1920'lerde ki ekonomik krizi anlatmasından çok insanların nasıl etkilendiğini anlatan filmde, sistemin dışında kendini gören Nick'in ağzından anlatılan hikayeyi görüyoruz.Muhteşem Gasby'nin ,Nick'in kuzenine 5 yıl önce aşık olması,ekonomik yetersizliğinden dolayı ilişkisini devam ettirememesi ve zengin olduktan sonra kızın karşısına çıkması hikayesi bizim yeşilçam filmlerini hatırlatsa da, sisteme yapılan eleştiriler dikkat çekiciydi.Göndermeler hoşuma gitti.Kızın evinin karşısında malikane yaptırması ve her akşam evinin bahçesinde yanan yeşil ışığı takip etmesi,yorumlara göre hala umudun olduğunun simgesi.İnsanlara umut veren,umutlu bir sistemdir.Umut aslında kötü birşeydir. Umut olması,beklemek anlamınada gelir.

Nick'in iğrenç ve çıkar dolu ilişkileri görmesi , Gasby'nin cenazesine kimsenin gelmemesiyle hayal kırıklıklarına son noktayı vuran film....

Gösterişe aldanıp,5 yıl önce aşık olduğu kadını tekrar tavlamayı başaran ama gene kaybeden Gasby'nin, parti verilirken,herkes eğlenip ,kütüphane de kitap okuyan adamın cenazeye gelmesinin ; insanlardan uzak durarak,kitaplarla kendini avutan adamın, sistemin dışında kalmayı başarabildiğini gösteren film...

Bu arada Lana Del Rey'in şarkısını da unutmayalım.Bence filme damgasını vurmuş:)

                                               


                                                                                  İyi Seyirler...........

21 Kasım 2013 Perşembe

Black 2005-Benim Dünyam

         Hint filmleri, kore filmleri,japon çizgi filmleri.....

        Neden bu kadar tutulur oldu? Hollywood filmlerinin görselliği, teknolojisi, komedisinin içinde bile bunalım barındıran havasından bıkıldı da ondan. Yani benim için öyle en azından.Bazen diyorum ki yaş ilerliyor acaba o yüzden mi? diye...Ama bir bakıyorum genç nüfus da benim gibi:) Demek ki bende gencim:)

         Efendim şimdi film abartı gibi geliyor ama  biliyorsunuz ki gerçek bir hayat hikayesinden esinlenerek yapılmış bu film.Bunu da düşününce, ne kadar boş işlerle uğraşarak zamanımızın geçtiğini bilmek insanı üzüyor açıkcası...
   
        Amerika'lı ünlü pedegog Helen Killer'in yaşam hikayesinden esinlenilmiş filmde. Kendisi bebekliğinden beri kör,sağır ve dilsiz olup, 5 lisan öğrenmiş,bunun yanında bisiklet,kano,yelkenli kullanmış,yüzmüş,satranç oynamış,birçok makale ve kitap yazmış... Yani işte, film güzeldi,duyguluydu, arkadaşlarım çok ağladıklarını söyledikleri için, mendilim elimde izledim.Ben sulugöz biri olarak,daha çok ağlamayı bekliyordum.Belki bizim Türk versiyonu daha da duyguludur, ben Hint yapımını izledim.Gerçekten sağlığın ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyor insan. Çünkü, babanız bile sizi sağlıklıyken,başarılıyken seviyor...Yokk aman öyle olur mu falan demeyin...Bakın filmdeki o sahne hiçde göz ardı edilecek bir sahne değildi.(SPOILER) Hani artık böyle olmaz artık deyip,kızını dövüp akıl hastanesine kaldırmak istedi ya babası.... Ben orda çok etkilendim, içim sızladı...Birde filmin bitiş şekli çok hüzünlüydü.
       
            Bence herkes izlemeli bu filmi. Kızıma da hafta sonu izletmeyi planlıyorum.Filmde bahsedildiği gibi'imkansız' kelimesi olmasın hayatımızda....
   

                                                                                                                     İyi Seyirler
                                   

Spoiler:

* hayat bir dondurmadır. erimeden tadını çıkarın.

* ben kendim düşmeden önce, ona uçmayı öğretmek istiyorum. yaşlanıyorum, biliyor musunuz?

“herkesin alfabesi a ,b,c,d,e ile başlarken senin alfaben b,l,a,c,k ile başlıyor, bunu bilmen lazım

“tanrı söz konusuysa hepimiz körüz …”

''ben karanlıkta bekliyordum, sen ise titreyen ışığı getiriyordun"

"Ona sözcüklerden bir kanat takacağım, ona uçmayı öğreteceğim"

4 Eylül 2013 Çarşamba

Midnight in Paris



                     Ben 60'lar da yaşamayı çok isterdim...60'larda yaşasaydım 50'lerde yaşamak isterdim. Evet geçmişe inanılmaz bir özlem ve istek var. Şarkılar,kıyafetler,evler müthişşşş....Mesela şu Mercedes'in hiç yayınlanmamış ama youtube'da kol gezen videosu varya.Ufff super mekan.Hani reklama gelince,ne kadar zalim ve acımasız olsada Adolf Hitler,reklam sonu mesaj içimi burkuyor...İzlemeyenler izlesin


Tehlikeyi önceden sezen araba mesajı veriliyor....

Evet mekanı belirledik,bura olmassa Paris neden olmasın değil mi? :)))

Gelelim eski 45'liklere:) Onlardan biri olan Summer Wine:)




 Old version

New version




Sevigili Lana Del Ray sevgilisiyle yapmış bu düeti ve klibi...Sarışın ayrı bi güzel,esmerken ayrı bi güzel.Aramızda kalsın ama kendisi gençliğinde baya çirkin ve kıllıymış.Ahhh estetik sen nelere kadirsin:))


Şarkıyıda seçtik.Gelelim mekan alternatiflerine...Midnight inParis filmini bir hatırlayalım.Woody Allen'ın çok şeker ve insanı alıp götüren filmi. Paris sokaklarını geçmişe doğru gezdiren,romantik komedisi..





Bundan sonra spoiler:)

Filmde 1920'lere yolculuk eden genç yazar ile Ernest Hemingway, Fitzgerald, t.s.Eliot, Pablo Picasso, Ssalvador Dali gibi isimlerle karşılaşıyoruz. Dönemin güzellikleri, muhteşem paris görüntüleri eşliğinde anlatılmış.Yazımın en başında ip ucunu verdiğim gibi, zamanda yolculuk edilerek geçmişe gidiliyor  ve her gidilen zamandaki insanlar kendilerinden önceki zamanlarda yaşamak istiyor.

her gece bir yola çıktığınızı düşünün 
aslında hep olmak istediğiniz geçmişe
ve gittiğinizde geçmiştekilerin de 
sizden pek farksız olmadığını göreceksiniz
onlarda hep olmak istiyorlar geçmişte ...

Paris in the morning is beautiful
Paris in the afternon is charming
Paris in the evening is enchanting
but...
Paris after midnight is magic 

Filmden kısa bir diyalog:
Gil : yeni kitabımın taslağını okuyup , ne düşündüğünüzü bilmeyi çok isterim.

Hemingway : nefret ettim.

Gil: daha okumadınız bile.

Hemingway : kötüyse zaten nefret ederim. iyiyse , kıskanırım ve nefret ederim. başka bir yazarın , senin kitabınla ilgili düşüncelerini bilmek istemezsin

....................

"adriana, eğer burada kalırsan bu senin şimdiki zamanın olur ve kısa süre sonra başka bir zamanın hayalini kurmaya başlarsın. o zamanı "altın çağ" sanırsın... yani, sonuçta şimdiki zaman seni tatmin etmez çünkü zaten hayatın kendisi memnun etmez..."

............................

Sonuçta filmde verilen mesaj:  geçmişe duyulan merak,yaşadığın zamanın sıkıcılığından değil hayatın genel sıkıcılığından


Sevgilerimle...................


My summer wine:)

2 Ağustos 2013 Cuma

My name is Khan



           Hint filmlerini seviyorum. Ben yeşilçam filmlerini de severim zaten.Bence aynı tatda:) 4. Hint filmi  izleyişim ve inanın hepsini de çok beğendim. Film , otistik ve Müslüman bir adamın güzel ve Hindu biriyle evlenmesini konu alıyor. Müslümanlığı baya anlatan,içinde dünyada 'iyi insanlar ve kötü insanlar' vardır mesajını sıkça veren bir film. Türkiye'de yapılsa senaryo ciddiye alınıp ne yorumlar yapılır. Ya bırakın o bir film.Yok burda şu mesajı vermiş,yok burda şu mesajı vermiş:) Neyse ben kesinlikle tavsiye ederim.İyi seyirler...









18 Mart 2013 Pazartesi

Pi'nin yaşamı 'Life of Pi'



 Bu başlık altında tabii ki Oscar'lık film The Life of Pi 'yi anlatacağım.Öncelikle şunu söylemeliyim; BU FİLMİ KAÇIRMAYIN

                               YAZIM BOL MİKTARDA SPOILER İÇERMEKTEDİR

Hindistan'da yaşayan pi, çocukluğundan başlayarak hayatı ve dinleri sorgulamaya başlar.3 dine birden inanmaktadır.Hem Müslüman,hem Hristiyan hemde Hindu'dur.

     --Şüphe yararlıdır.İnancı canlı tutar.Sonuçta test edilmeden inancın gücünü bilemezsin

Babasının hayvanat bahçesi vardır ve orda bulunan kaplan, pi'nin dikkatini çeker.Gizlice içeri girer ve 2 kafes demirinden birini açar. Kendisiyle kaplan arasında sadece demir parmaklıklar kalmıştır ki babası gelir.Kaplan gözlerini dikmiş sakince pi'ye bakmaktadır

      ----Hayvanların da ruhları var,ruhlarını gözlerinde gördüm
      ----Onun gözlerine bakınca,kendi duygularının yansımasını görüyorsun

Der babası ve bir keçi getirttirir.Parmaklıkların arasında ağzını uzatarak keçiyi yer kaplan...

Sonrasında babası hayvanat bahçesindeki hayvanları satmak ister.Gemiye hayvanlarla beraber binerler.Babası hayvanları uyuşturur çünkü gemi tutup kusmalarını istemez.İşte sonu düşündüren hikaye burda başlar.Pi geminin tepesindeyken fırtına çıkar .Gemi su alır,içeri girer ailesini bulamaz.Cankurtaran botuna biner.Filmin bu kısmında kısaca Pi; botta bir goril,zebra,sırtlan ve kaplanla yolculuğa başlar.Yolculuğun sonunda kurtulur ve tanrıya inancı olmayan birine hikayesini anlatır.Sonunda,

 --Kurtulduğumda geminin sigorta şirketinden adamlar geldi ve bana inanmadılar bende başka bir hikaye uydurdum

 Der ve hikayeyi anlatır...

 ---Aslında hayvanlar değildi bottakiler;annem, denizci, et suyuyla pilav yiyen adam gibi isimler sayar ve bu isimler o hayvanları temsil eder.Kaplan da kendisi olur.İkinci anlattığı hikaye daha gerçekçi ama ilk anlattığı hikaye de inanmak isteyeceğimiz türden...İşte ikilem burda başlar...Adam sorar:

---Hangisine inandın?
--Sanırım birinciye
--İşte Tanrıya inanmakta böyle birşey

Evet gelelim benim yorumuma, Film hakkında gerçekten söylenecek çok detay var.Aslında bu kadar düşünülmeli mi? bilemiyorum.Denizde kendi annesini yemiş ve dişini saklamış olabilir,kaplan adadan ayrılırken bakmıyor,burda kendisiyle yüzleşmiş olabilir,kaza raporunda kaplandan bahsediyor buda doğru olabilir,ilk yardım çantasında bulduğu kağıtta hikayeler uydurun diyor,bir senaryo olabilir....
Yani bunu anlamak,ip ucundan bir sonuca bağlamak zor.İnanması da zor:))Sonuç: Güzel bir film,görsellik harika.Keşke 3 boyutlu olarak gidebilseydim:( İyi seyirler:))

Alıntı:


yani, tanrıya inanmak bir seçim. doğuyoruz ve ölüyoruz. savaşlar görüyoruz, öldürüyoruz, aşık oluyoruz, sevdiklerimizi kaybediyoruz... tanrının varlığı ise bir muamma. ne olduğu kanıtlanabilir, ne olmadığı. bu durumda iki hikaye var önümüzde:

birincisi; tüm bu doğumlar ölümler bi sebep için, aşık olmamız bi nedenden ötürü, sevdiklerimizi kaybediyoruz ve sabrediyoruz, tanrı istediği için, doğada olanların hepsi tanrının gözetiminde ve isteğiyle oluyor.

ikincisi; insanlar doğuyor, ölüyor ve hepsi bu kadar. dünya acımasız, sevdiğin birinin ölümünü izleyebilirsin. bunun tam anlamıyla bir sebebi yok. adaleti sağlayacak üstün bi güç yok. acımasız bir dünya ve sonrasında hiçlik. 

ve film soruyor, sen hangi hikayeyi seçiyorsun?
tanrı'ya inanmayı mı,
yoksa acımasız ve sahipsiz bir dünya'yı mı?





e