film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2013 Perşembe

Man of Steel :))




    Adile Naşit filmlerinden sonra Superman'de nerden çıktı şimdi diyeceksiniz değil mi? Geçen akşam yeni izleyebildim.Gösterime girdiğinde tatildeydim ve kaçırdım:( Ben seviyorum fantastik filmleri...Film güzel di.Konusunu bilmeme rağmen izlemekten gene çok keyif aldım:) Kıyasla Batman'le derseniz tabii ki Batman:) Biraz fazlaca çocuksu kalmış film.Ama kadro super adı gibi:) Görsellik çok iyidir herhalde.Ben televizyondan düşük kalite izledim,Imax'de 3 boyutlu baya keyifli olurdu tabii ki...

 Ben Smallville adlı diziyi de  8. sezonuna kadar izlemiştim.Konu artık iyice sapmış olunca bıraktım izlemeyi.Bu arada Mortal Kombat'ı oynarken de hep superman  karakterini seçerdim:) Şimdilerde Christian Bale'e Man ofSteel2 'de oynaması için rekor teklif geliyormuş. Yani,  gerçekleşirse seneye Batman ve Superman'i aynı filmde izleyeceğiz...Oooo çok heyecanlı:)) Benim gibi fanatikler için beklemesi bile zor:)







21 Nisan 2013 Pazar

Hannibal - Yeni Dizi


   Thomas Harris'in romanlarından uyarlanan film serisinin şimdi de dizisi yayında.3. bölümü yeni yayınlanan dizi bence baya sürükleyici. Keşke daha geç fark etseydim de bir oturuşta 3-4 bölüm izleseydim diyorum:)) İnsanoğlu işte hemen tüketmek istiyor:)

     Film serisi:


  • Kuzuların Sessizliği ( Silence of the lambs)
  • Hannibal
  • Kızıl Ejder( Red Dragon)
  • Hannibal Doğuyor ( Hannibal Rising)
şeklinde.Bu sıralama filmlerin yayınlanma yılına göre düzenlendi.Hikaye sırası aşağıdaki gibi

 Filmler Spoiler içermektedir:))

  • Kızıl Ejder : FBI'dan erkenden emekli olan Will Graham (Edward Norton), patronu tarafından bir seri cinayet vakasını çözmesi için yeniden göreve çağrılır. Will, önce görevi kabul etmek istemese de, kurbanların fotoğraflarını görünce fikrini değiştirir. Kurbanlarının vücudunda kendine has bir diş izi bırakan ve gerçek adı Francis Dollarhyde olan bu katil, Kızıl Ejder adını kullanmaktadır. Kısa bir araştırmadan sonra, Graham katilin yeni kurbanının Reba adlı genç bir kadın olacağını öngörür ve onu durdurabilmek için bizzat kendi elleriyle hapse tıktığı, eski düşmanı Dr. Hannibal Lecter'den (Anthony Hopkins) yardım ister.
                   

  • Kuzuların Sessizliği : FBI'daki eğitimi devam eden Clarice Starling (Jodie Foster) yüksek güvenlikli bir tımarhaneye girerek bir psikiyatristken yamyamlık yapan bir kitle katiline dönüşen Hannibal Lecter'in (Anthony Hopkins) hastalıklı zihninin derinliklerine inmeye çalışmaktadır. Starling'in bir seri katili yakalamak için ipuçlarına ihtiyacı vardır. Ancak ne yazık ki, Lecter ile yaşadığı Faustiyen ilişki sonunda onun kaçışına sebep olur ve artık iki ayrı seri katil karanlıklarda serbest dolaşır.

  • Hannibal : Dr. Lecter (Anthony Hopkins) hapisten kaçmış, sıcak iklimli bir ülkede özgürlüğüne kavuşmuştur. Floransa'da, İtalya'da saklanan Lecter, Amerika'da eski bir kurbanının, Mason Verger'in intikam alma isteği yüzünden zor durumdadır. Fiziksel olarak zor koşullarda yaşayan eski kurban, Lecter'ı saklandığı yerden çıkarmak için tek bir isim üzerine yoğunlaşmıştır: Clarice Starling (Juliana Moore). Lecter aynı zamanda kendisini yakalamak isteyen ve ona tuzaklar kuran Renaldo Pazzi ile de mücedele etmektedir.

Hannibal'ın nasıl veya neden böyle bir katile dönüştüğünü anlatan film de,

  •       Hannibal Rising : Film, Litvanya'da çocukluk yıllarındaki Hannibal Lecter'dan Fransa da ki gençlik yıllarına ve oradan da Kuzey Amerika'ya varışını içeren bir dizgiye sahip.
                   
            Yıl 1944. II. Dünya Savaşı. Lecter, filmin başında 8 yaşındadır ve Litvanya'da Lecter Şatosunda yaşamaktadır.Mischa ve ailesi ilerleyen Alman birliklerinden korunmak için ailenin avlanmak için kullandığı kulübeye kaçarlar. Lecter Şatosunda, 6 Litvanyalı milis (Grutas, Dortlich, Grentz, Kolnas, Milko, and Pot Watcher) SS kuvvetlerine katılmak isterler. SS subayı bu kişilerden, şatoda kalmış olan Lecter'ların yahudi aşçısını öldürmelerini ister, ve bu milisler bu isteği sevinçle yerine getirir.

Lecter'ların kulübesinin yanında su almak için bir Sovyet tankı durur. Fakat, tank bir Alman bombardıman uçağı tarafından fark edilir ve bir çatışma çıkar. Uçak, tank tarafından vurulur, ama uçak düşerken tanka da çarpar ve bu çarpışma nedeniyle meydana gelen infilak Mischa ve Lecter dışındaki herkesi öldürür.

              SS milisleri daha sonra Lecter Şatosunu yağmalarlar. Yaralı SS subayını gören Grutas, subayı vurur ve subayın rozetini alır. Fakat, ilerleyen Rus güçleri, milislerin ormanda saklanmak zorunda kalmalarına neden olur. Milisler kulübeyi bulurlar, kulüneyi basarlar ve teslim alırlar. Yiyecek sıkıntısı çekmeye başlayan SS milisleri, Mischa ve Hannibal'a tehditkar bir şekilde bakmaya başlarlar.

             Film bu aşamadan sonra 8 yıl sonrasına, Lecter Şatosunun bir Sovyet yetimhanesine dönüştüğü zamana gider. Bir kabadayı, başından geçenlerden dolayı sessizliğe bürünen ve yetimhane marşını söylemeyen Lecter'ı rahatsız eder. Lecter kabadayının eline çatal saplar. O akşam, Lecter ilk defa rüyasında Mischa ile ilgili anılarını yeniden görür, bu gençlik liderini sinirlendirir ve Lecter'ın bir zindana atılmasına neden olur. Fakat, Lecter zindandan kaçar ve Paris'e doğru yola çıkar. Paris'te dul yengesi Lady Murasaki'nin yanında yaşamaya başlar. Lady Murasaki, Lecter'ın yeniden konuşmaya başlamasını sağlar, onu çiçek bakımı, dövüş sanatları ve atalara ibadet etme konusunda eğitir.

           Yerel bir pazarda, bir kasap Lady Murasaki'ye lafla tacizde bulunur. Lecter kasaba saldırır. Daha sonra, kasap balık avındayken, Lecter kasaptan özdür dilemesini ister, fakat kasap bunu reddeder. Bunun üzerine Lecter kasabı bir katana ile parçalara ayırır. Kendisi de savaşta ailesini kaybetmiş olan Müfettiş Popil, kasabın cinayetinden dolayı Lecter'dan şüphelenir. Yengesinin müdahelesi sayesinde Lecter, suçlamadan kurtulur.

            Filmin ilerleyen aşamasında Lecter tıp fakültesine kabul edilen en genç öğrenci olur. Paris'te ki bir hastanede çalışma stajı kazanır ve hastanede kadavraları hazırlama görevini alır. Bir gün, Lecter eski bir savaş suçlusuna suçları hakkında detayları söyletmek için sodyum thiopental verildiğine şahit olur. Kardeşinin ölümünden sorumlu olanların ismini yeniden hatırlamak için Lecter kendisine de bu karışımı verir. İlacın etkisiyle kendinden geçtiğinde, Ruslar kulübeyi bombaladığında SS milislerinden birisinin öldüğünü ve armaların yıkıntıların hala altında olduğunu hatırlar. Lecter bunun üzerine kız kardeşinden geriye kalanları bulmak için Litvanya'ya gider. Sovyet sınırından geçerken, şimdi bir Sovyet sınır görevlisi olan Dortlich'in dikkatini çeker. Lecter ailesinin öldüğü kulübenin kalıntılarını kazar ve aynı zamanda da kardeşini öldüren milislerin armalarını bulur. Dortlich Lecter'ı öldürmeye çalışır fakat Lecter tarafından etkisiz hale getirilir. Mischa'dan geri kalanları gömdükten sonra Lecter, çetenin geri kalanının nerede olduğunu söyletmek için Dortlich'i konuşturmaya çalışır. Daha sonra da, at tarafından çekilen bir kasnak aracılığıyla Dortlich'in kafasını koparır. Dortlich'in kanı Lecter'ın suratına sıçrar ve Lecter bu kanı yalar. Sovyet polisi geldiğinde yanakları oyulmuş şekilde Dortlich'in kafasını ve şiş kebap kalıntısı bulurlar.

               Lecter daha sonra, Fontainebleau'da Kolnas'ın lokantasını ziyaret eder. Kolnas'ın küçük kızını ve kızın kolunda Mischa'ya ait bileziği fark eder. Kolnas'ın kızına Kolnas'ın künyesini verir. Dortlich'in öldürülmesi ve Kolnas'a künyesinin verilmesi bütün çeteyi alarma geçirir. Şimdi bir kadın taciri olan Grutas, çetenin bir başka üyesi olan Zigmas Milko'yu Lecter'ı öldürmesi için gönderir. Milko bir silahla geceleyin Lecter'ın çalıştığı labaratuvara sızmayı başarır. Fakat Lecter, Milko'nun varlığını sezer ve bir sıvı enjekte ederek Milko'yu bayıltır. Tam Popil labaratuvara girerken, Lecter Milko'yı formaldehit de boğar. Popil, Dortlich'in ölümü konusunda Lecter'ı sorgular fakat suçluluğuna dair bir kanıt bulamaz. Bunun üzerine Popil, Lecter'i çeteyi avlamaktan vazgeçirmeye çalışır ve eğer Grutas'ın yerini bulmasına yardım ederse rahat bırakacağına söz verir. Lecter gittikten sonra Popil, Lecter'ın Mischa öldükten sonra bütün insanlığını kaybettiğini ve bir canavara dönüştüğünü ifade eder.

               Lady Murasaki ile bir karşılaşma sırasında Lecter, Murasaki ile cinsel ilişkiye girecek kadar ilerler. Fakat, Murasaki, Lecter'dan intikam almaması için söz almak isteyince, ilk önce Mischa'ya söz verdiğini ifade eder ve Murasaki'nin isteğini geri çevirir. Lecter daha sonra Grutas'ın evine zaman ayarlı bir bomba koyar ve Grutas banyodayken ona saldırır. Fakat, bir hizmetçi Grutas'ın adamlarını harekete geçirir ve Grutas'ın adamları hemen yetişirler. Tam Grutas'ın adamları Lecter'in boğazını kesecekken zaman ayarlı bomba patlar ve Lecter kaçmayı başarır.

              Grutas Lady Murasaki'yi kaçırır ve onu yem olarak kullanmayı amaçlar. Lecter'i çağırır. Lecter, arka plandaki sesten Kolnas'ın restoranındaki kuşların sesini fark eder. Lecter, Kolnas'ın restoranına gider ve Kolnas'ın çocuklarını tehdit ederek, Kolnas'ın Grutas'ın gemisinin yerini söylemesini sağlar. Lecter daha sonra ailesi hatırına Kolnas'ı sağ bırakacağını söyler ve silahını fırının üstüne bırakır. Kolnas fırının üstündeki silahı almaya çalışınca Lecter bir wakizashi ile Kolnas'ın kafasını deler. Daha sonra wakizashileri gömleğinin arkasına saklar.

               Lecter, Grutas'ın gemisine gider. Lecter, Bayan Murasakiyi kurtarmak üzereyken, Grutas,Lecter'ı sırtından vurur. Grutas Bayan Murasaki'nin üzerine çıkar. Lecter, kurşunun etkisiyle kırılan wakizashisini çıkarır ve Gutas'ın Aşil tendonlarını kesip, yere düşmesini sağlar. Bu son karşılaşmada, Grutas, Lecter'ın da kız kardeşinin etinden yediğini, askerker tarafından Lecter'a verilen çorbanın kız kardeşinin etinden yapıldığını iddia eder. Grutas, bu gerçeği bildikleri Lecter'ın Grutas'ı öldürdüğünü söyler. Sinirlenen Lecter, kız kardeşinin ilk harfi olan M'yi, Grutas'ın göğsüne çizer. Bayan Murasaki, Lecter'ın kendisini sevdiğini söylemesine rağmen, Lecter'ın davranışlarından rahatsız olduğu için kaçar. Bayan Murasaki gittiği sırada, Lecter Grutas'ın yanağını ısırarak koparır. Gemi daha sonra yanarak patlar. Lecter'ın öldüğü sanılır fakat o patlamadan sağ olarak kurtulur. Film, son olarak Lecter'ın çetenin son üyesi olan Grentz'i Kanada'da avlamasıyla sona erer.
Not: Filmler hakkındaki bilgiler wikipedia'dan alınmıştır

             




             Gelelim diziye.Ben bunları niye açıkladım? Çünkü filmi izlerken,  unuttuğumu fark ettim. Bilmek iyi olur diye düşündüm. Dizi Red Dragon'dan uyarlanmış ancak filme göre farklılıklar var tabii.Kitapları okumadığım için acaba kitaba bağlı mı yazılmış? bilemiyorum.Eğer uzun soluklu bir dizi olacaksa, kitaba bire bir bağlı olmasıda mümkün değil gibi. Örneğin Kızıl Ejder filmi Lecter'ın hapse girmesiyle başlıyor.Dizide ise beraber çalışıyorlar şimdilik.Bakalım ben beğendim dediğim gibi. Arada geçen psikolojik konuşmalar fazlasıyla ilgimi çekiyor. Devamını izleyip göreceğiz......

  •       Hannibal(dizi) :  Eski psikiyatrist yeni seri katil Dr. Hannibal Lecter. Thomas Harris’in klasik romanlarından uyarlanan ve Bryan Fuller (“Pushing Daisies,” “Heroes”) tarafından yaratılan bu yeni dizide, inanılmaz hikayenin nerede başladığını görüyoruz. 

              Will Graham (Hugh Dancy, “The Big C”) FBI ile birlikte bir seri katilin peşinde olan yetenekli bir suçlu profili çıkarma uzmanıdır. Graham’in kendine özgü düşünme tarzı ona herkesle -psikopatlarla bile- empati kurma yeteneği vermiştir. Onları farklı kılanın ne olduğunu her zaman bilir. Ancak yakalamaya çalıştığı son katilin zihni Will için bile oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu nedenle ülkenin ileri gelen psikiyatrlarından biri olan Dr. Lecter’dan yardım ister. Dahi doktorun uzmanlığıyla silahlanan Will ve Hannibal (katil olduğunu sadece izleyici bilmektedir) mükemmel bir ortaklık oluştururlar. Hatta ikilinin yakalayamayacağı bir katil olmadığı düşünülür. Ama Will gerçeği öğrenirse…






       

18 Mart 2013 Pazartesi

Pi'nin yaşamı 'Life of Pi'



 Bu başlık altında tabii ki Oscar'lık film The Life of Pi 'yi anlatacağım.Öncelikle şunu söylemeliyim; BU FİLMİ KAÇIRMAYIN

                               YAZIM BOL MİKTARDA SPOILER İÇERMEKTEDİR

Hindistan'da yaşayan pi, çocukluğundan başlayarak hayatı ve dinleri sorgulamaya başlar.3 dine birden inanmaktadır.Hem Müslüman,hem Hristiyan hemde Hindu'dur.

     --Şüphe yararlıdır.İnancı canlı tutar.Sonuçta test edilmeden inancın gücünü bilemezsin

Babasının hayvanat bahçesi vardır ve orda bulunan kaplan, pi'nin dikkatini çeker.Gizlice içeri girer ve 2 kafes demirinden birini açar. Kendisiyle kaplan arasında sadece demir parmaklıklar kalmıştır ki babası gelir.Kaplan gözlerini dikmiş sakince pi'ye bakmaktadır

      ----Hayvanların da ruhları var,ruhlarını gözlerinde gördüm
      ----Onun gözlerine bakınca,kendi duygularının yansımasını görüyorsun

Der babası ve bir keçi getirttirir.Parmaklıkların arasında ağzını uzatarak keçiyi yer kaplan...

Sonrasında babası hayvanat bahçesindeki hayvanları satmak ister.Gemiye hayvanlarla beraber binerler.Babası hayvanları uyuşturur çünkü gemi tutup kusmalarını istemez.İşte sonu düşündüren hikaye burda başlar.Pi geminin tepesindeyken fırtına çıkar .Gemi su alır,içeri girer ailesini bulamaz.Cankurtaran botuna biner.Filmin bu kısmında kısaca Pi; botta bir goril,zebra,sırtlan ve kaplanla yolculuğa başlar.Yolculuğun sonunda kurtulur ve tanrıya inancı olmayan birine hikayesini anlatır.Sonunda,

 --Kurtulduğumda geminin sigorta şirketinden adamlar geldi ve bana inanmadılar bende başka bir hikaye uydurdum

 Der ve hikayeyi anlatır...

 ---Aslında hayvanlar değildi bottakiler;annem, denizci, et suyuyla pilav yiyen adam gibi isimler sayar ve bu isimler o hayvanları temsil eder.Kaplan da kendisi olur.İkinci anlattığı hikaye daha gerçekçi ama ilk anlattığı hikaye de inanmak isteyeceğimiz türden...İşte ikilem burda başlar...Adam sorar:

---Hangisine inandın?
--Sanırım birinciye
--İşte Tanrıya inanmakta böyle birşey

Evet gelelim benim yorumuma, Film hakkında gerçekten söylenecek çok detay var.Aslında bu kadar düşünülmeli mi? bilemiyorum.Denizde kendi annesini yemiş ve dişini saklamış olabilir,kaplan adadan ayrılırken bakmıyor,burda kendisiyle yüzleşmiş olabilir,kaza raporunda kaplandan bahsediyor buda doğru olabilir,ilk yardım çantasında bulduğu kağıtta hikayeler uydurun diyor,bir senaryo olabilir....
Yani bunu anlamak,ip ucundan bir sonuca bağlamak zor.İnanması da zor:))Sonuç: Güzel bir film,görsellik harika.Keşke 3 boyutlu olarak gidebilseydim:( İyi seyirler:))

Alıntı:


yani, tanrıya inanmak bir seçim. doğuyoruz ve ölüyoruz. savaşlar görüyoruz, öldürüyoruz, aşık oluyoruz, sevdiklerimizi kaybediyoruz... tanrının varlığı ise bir muamma. ne olduğu kanıtlanabilir, ne olmadığı. bu durumda iki hikaye var önümüzde:

birincisi; tüm bu doğumlar ölümler bi sebep için, aşık olmamız bi nedenden ötürü, sevdiklerimizi kaybediyoruz ve sabrediyoruz, tanrı istediği için, doğada olanların hepsi tanrının gözetiminde ve isteğiyle oluyor.

ikincisi; insanlar doğuyor, ölüyor ve hepsi bu kadar. dünya acımasız, sevdiğin birinin ölümünü izleyebilirsin. bunun tam anlamıyla bir sebebi yok. adaleti sağlayacak üstün bi güç yok. acımasız bir dünya ve sonrasında hiçlik. 

ve film soruyor, sen hangi hikayeyi seçiyorsun?
tanrı'ya inanmayı mı,
yoksa acımasız ve sahipsiz bir dünya'yı mı?





e

15 Ocak 2013 Salı

Hobbit

        Sonunda beklediğim filme gidebildim.Imax de 3d olarak ilk defa bir film izlemenin keyfini yaşadım.Fantastik filmler herkesin izleyeceği türden değildir.Daha doğrusu herkesin hayranı olacağı türden değildir.Mistik kahramanlar,mistik kıyafetler,farklı türler ve kendine has müzikler insanı alıp orta dünyaya götürmeyi başarıyor.Kullanılan dilin ingiliz aksanı olması hep tartışılan konu.

       New York Magazine ve Vulture.com'un televizyon eleştirmeni olan Matt Zoller Seitz  bu konuyla ilgili şöyle diyor: "Bu durum fantastik edebiyat ve bilimkurgunun öylesine kökleşmiş bir parçası ki eğer o türdeki karakterler İngiliz aksanıyla konuşacak olmazlarsa şaşırırım. Fantastik bir diyarda her tür aksan olabilir, fakat İngiliz aksanı genel dil gibi."
Seitz'ın iddiasına göre İngiliz aksanı izleyiciyi başka bir diyara götürmek için yeterince egzotik, ama aynı zamanda global bir izleyici kitlesi tarafından da anlaşılır düzeyde.Bana göre de yeteri kadar mistik ve bunun nedeni, tarihi geçmişinin Amerika'dan daha eskiye dayanması. 

    
         Peki  bu Gandalf neden bir yerden bir yere giderken o kelebekleri kocaman kuslar yapmıyo,ya da kocaman kusları cağırmıyor,neden bu kadar eziyet çekiyorlar?diye sorduk biz kendi kendimize.Konuya çok hakim değilim ama yaptığım araştırmalar neticesinde bazı bilgilere ulaştım.Öncelikli olarak Gandalf'ın büyücü olmadığı,ancak orta dünya evreninde maiar'ın ölümlü halklar tarafından büyücü olarak ifade edildiğidir.Bunun temel sebeb,i nerden geldiklerini ve kudretlerini nereden aldıklarını bilmiyor olmalarındandır. Yüzüklerin Efendisi'nde de Gandalf'ın gerçek kimliğinin sadece bir kaç kişi tarafından bilindiği söylenmektedir, kısaca büyücü kelimesi ölümlü halkların anlamlandıramadıkları bir kudreti tanımlama yöntemidir sadece.Sonuç olarak Maiar'lar büyücü değildir fakat bazı tanrısal güçleri vardır.maiaların, güçlerini orta dünya'nın kaderine doğrudan etki edecek şekilde kullanmaları valalar tarafından yasaklanmıştır. Maialar güçlerini yalnızca etrafındakileri kötülüklerden korumak için, onlara yol göstermek ve cesaret vermek için kullanmakla yükümlüdürler.Aksi taktirde orta dünya'nın yıkımına yol açabilirler. çünkü olaylara doğrudan müdahale etmeleri halinde, doğal felaketler gibi çok büyük değişikliklerin meydana gelmesi söz konusudur.






Birde filmin sonunda yayınlanan muhteşem şarkısını paylaşmak istiyorum


Lyrics to “Song of the Lonely Mountain” by Neil Finn
Far over the Misty Mountains rise
Leave us standing upon the heights
What was before, we see once more
Our kingdom a distant light
Fiery mountain beneath the moon
The words unspoken, we’ll be there soon
For home a song that echoes on
And all who find us will know the tune
Some folk we never forget
Some kind we never forgive
Haven’t seen the back of us yet
We’ll fight as long as we live
All eyes on the hidden door
To the Lonely Mountain borne
We’ll ride in the gathering storm
Until we get our long-forgotten gold
We lay under the Misty Mountains cold
In slumbers deep and dreams of gold
We must awake, our lives to make
And in the darkness a torch we hold
From long ago when lanterns burned
Till this day our hearts have yearned
Her fate unknown the Arkenstone
What was stolen must be returned
We must awake and make the day
To find a song for heart and soul
Some folk we never forget
Some kind we never forgive
Haven’t seen the end of it yet
We’ll fight as long as we live
All eyes on the hidden door
To the Lonely Mountain borne
We’ll ride in the gathering storm
Until we get our long-forgotten gold
Far away from Misty Mountains cold.